Mustafa Kemal: Bazı uykusuzluklar, bir milletin uyanışına dönüşür
“Yattım, uyuyamadım. Kalktım bir sigara içtim, tekrar yattım. Yine uyuyamadım…”
İnsan bu cümleleri ilk okuduğunda çok sıradan bir gece sanıyor. Hepimizin başına gelen bir şey gibi. Uykun kaçmıştır, zihnin susmuyordur, yatakta dönüp durursun. Bir sigara yakarsın, olmadı bir tane daha. Sonra saate bakmamaya çalışırsın; çünkü saate baktıkça uyuyamamak daha da büyür.
Ama bu satırları yazan kişi Mustafa Kemal’dir. Yıl 1918’dir. Yer Karlsbad’dır. Bugünkü adıyla Karlovy Vary. Avrupa’nın kaplıcalarıyla meşhur, zenginlerin, devlet adamlarının, hastaların tedavi için gittiği bir şehir. Fakat Mustafa Kemal orada keyif için değil, tedavi için bulunmaktadır. Böbrek rahatsızlığı onu yormuştur. Uzun savaş yılları, cepheler, kararlar, kayıplar ve memleketin üzerine çöken ağır hava bedenine de zihnine de yüklenmiştir.
Bu yüzden o geceki uykusuzluk sadece “uyku tutmadı” meselesi değildir. O yatakta doğrulan adamın zihninde yalnızca kendi hastalığı yoktur. Arkasında Arıburnu vardır, Anafartalar vardır, Bitlis vardır, Muş vardır. Osmanlı’nın çözülüşü vardır. Savaşın sonuna doğru giden bir imparatorluğun yorgunluğu vardır. Bir de bütün bunların içinde hâlâ okuyan, düşünen, not alan, gözlem yapan bir asker vardır.
Karlsbad Hatıraları’nı değerli yapan şey de tam olarak budur. Mustafa Kemal’i sadece büyük nutukların, cephe emirlerinin, resmî fotoğrafların içinden değil; gecenin içinde, yatağın kenarında, sigarasını yakarken görürüz. Bu çok insani bir görüntüdür. Büyük liderlerin de uykusuz kaldığını, iç sıkıntısıyla boğuştuğunu, kafasının içinde cevaplanmamış sorular taşıdığını hatırlatır.

O gün akşam yemeğinde askerlikten bahsetmiştir. Arıburnu’nu, Anafartalar’ı, Bitlis’i, Muş’u anlatmıştır. Sonra eve gelmiş, gece yarısına kadar kitap okumuştur. Yattığında ise uyuyamamıştır. Çünkü bazı insanlar için gün bitince düşünce de bitmez. Hatta bazen asıl düşünce, herkes sustuktan sonra başlar.
Mustafa Kemal’in o gece neden uyuyamadığını kesin bir cümleyle söylemek mümkün değil. Fakat şartlara bakınca tahmin etmek zor değil. Bir yanda bozulan sağlık, diğer yanda savaşın ağırlığı, bir yanda memleketin geleceğine dair endişeler… Üstelik bu sırada o sadece geçmişi hatırlayan biri değildir; geleceği kurcalayan biridir. Karlsbad notlarında sosyal hayatı, kadınların toplumdaki yerini, eğitim meselesini, Batı’daki düzeni ve memleketin geleceğini gözlemleyen bir akıl vardır.
Bu nokta önemli. Çünkü Mustafa Kemal tedaviye gitmişken bile sadece hasta gibi davranmamıştır. Etrafına bakmış, toplumları incelemiş, insanların nasıl yaşadığını anlamaya çalışmıştır. Yani bedenini iyileştirmek için gittiği yerde zihni yine memleketle meşguldür. Belki de uyutmayan şey biraz da budur: İnsanın kendi derdinden büyük bir derdi olması.
Bugünün insanı olarak biz bu satırlardan ne anlamalıyız?
Bence önce şunu anlamalıyız: Tarihi sadece büyük zafer cümleleriyle okumak eksik bir okuma olur. Tarihin içinde yorgunluk da vardır, hastalık da vardır, yalnızlık da vardır, uykusuzluk da vardır. Bir milletin kaderini değiştiren insanlar da her gece demir gibi uyuyan, hiç kaygılanmayan insanlar değildir. Tam tersine, çoğu zaman onları büyük yapan şey, kaygılarına rağmen ayakta kalmalarıdır.
Mustafa Kemal’in Karlsbad’daki o gecesi bize biraz bunu anlatır. İnsan hasta olabilir, yorgun olabilir, zihni dağılmış olabilir. Ama yine de düşünebilir. Yine de okuyabilir. Yine de kendini ve ülkesini yeniden kuracak fikirlerin peşinden gidebilir.

Bugün biz çoğu zaman en küçük sıkıntıda dağılıyoruz. Bir iş ters gidince, bir plan bozulunca, bir kapı kapanınca hemen dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyoruz. Oysa 1918’de, imparatorluk çöküşe yürürken, savaşın yükünü sırtında taşımış bir komutan, uzak bir kaplıca şehrinde uykusuz kalıyor; ama ertesi gün yine kalkıyor, tedavisine devam ediyor, okuyor, not alıyor, düşünüyor.
Bazen bir insanın büyüklüğü, kalabalıkların önünde söylediği sözlerde değil; kimsenin görmediği bir gecede, kendi iç sıkıntısıyla baş başa kalınca ne yaptığıyla belli olur.
O gece Mustafa Kemal’in elinde bir zafer kürsüsü yoktur. Kalabalık yoktur. Alkış yoktur. Sadece bir oda, bir yatak, bir kitap, birkaç sigara ve susmayan bir zihin vardır. Fakat o zihnin içinde birkaç yıl sonra kurulacak yeni bir ülkenin ilk taşları dolaşmaktadır.
Bu yüzden “Yattım, uyuyamadım” cümlesi basit bir uykusuzluk cümlesi değildir. Bir devrin ağırlığını taşıyan bir insanın iç sesidir. Savaşın, hastalığın, sorumluluğun ve geleceği düşünmenin aynı bedende toplandığı bir andır.
Ve belki de bizi uyandırması gereken tarafı burasıdır.
Başlıkta da dediğimiz gibi:
Bazı geceler insan uyuyamaz. Ama bazı uykusuzluklar, bir milletin uyanışına dönüşür.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmetle anıyorum
Saygılarımla..
